GİRİŞ

Farkında olsak da, olmasak da, hepimizin hayatını düzenleyen, içselleştirdiğimiz bir kurallar bütünü vardır. Bazıları buna ahlak der. Bazılarıysa din. Ben ‘Kanka Kanunu’ diyorum.

Erkekler yüzyıllar boyu, böyle bir düzenlemenin ne anlama geldiği konusunda evrensel bir yaklaşım olmaksızın bu kanuna uymaya çalıştı: Kankaya sarılmak uygun mudur? (Asla) Kankamın düğününe davet edildim, hediye götürmem şart mı? (Hayır). Kankamın kız kardeşiyle veya annesiyle yâda ikisiyle birden yatmam uygun mu? (Yapma dostum!)

İnsanoğlunun ortaya çıkışından beri uygulanan bu toplumsal terbiye kuralları, şimdi ilk defa kağıda dökülüyor. Daha önce sadece sözel bir gelenek olarak sürdürülen Kanka Kanunu’nun dağınık parçalarını bir araya getirmek ve yazıya dökmek için dünyayı dolaştım. Bu yolculukta sadece kanuna bizzat katkıda bulunmak için mola verdim. Niyetim bir ‘Kankalık Kılavuzu’ yazmak olmasa da, erkekler kitabı böyle değerlendirip bu bilgi külliyatını gelecek nesillere aktarırlarsa gözlerimin dolacağı kesin. Tabi gözlerim dolsa da yaş akmaz, çünkü akarsa 42. Maddeyi ihlal etmiş olurum; bir kanka asla ağlamaz.

Umuyorum ki, Kanka Kanunu’nun iyice anlaşılmasıyla, dünyanın bütün kankaları farklılıklarını bir kenara bırakıp kankalık bağlarını iyice güçlendirirler. İşte o zaman, ancak o zaman, toplumun karşı karşıya kaldığı en büyük zorluğu aşmak için birlik içinde çalışabiliriz; yatmak! Bu uğraşa, kaba saba ve alçakça diyerek burun kıvırmadan önce şu varsayımı dikkate alın; hatunları yatağa atma içgüdüsü olmasa, erkekler kötü koku yayan, yaygaracı bebekler üretmek için cinsel birleşmeye gönüllü olur muydu? (Elbette hayır!)

Bundan yüzlerce yıl sonra, bir kanka, geleceğin üç memeli hatununu yatağa atmak için Kanka Kanunu’nun temel ilkelerini uyguladığında, kankalar arasına katılmasında ufacık da olsa bir katkım olduğunu bilmek bana yetecektir. Gerçi beni tekrar hayata döndürmenin bir yolunu bulunabilirse, o da çok süpr olur ya…

– Barney Stinson

KANKA NE DEMEKTİR?

Yakınınızdaki bir barda veya spor salonunda insanların ‘kanka’ kelimesini istedikleri gibi sarf ettiklerini duymuşsunuzdur. Meşrubat reklamlarındaki macera konulu muhabbetlerde, özensizce ‘ahbap’ veya ‘adam’ kelimeleriyle karıştırıldığını da görmüş olabilirsiniz. Hatta bir yabancıya saati sorarken kendiniz bile istemeyerek ‘kanka’ deyivermiş olabilirsiniz. Ama aralarındaki önemli farkı unutmamak gerekir; her ahbap kanka olmayabilir.

S: Kanka ne demektir?

C: Kanka, kendisi artık giymek istemediğinde size sırtındaki gömleği verebilecek kişidir. Kanka, birini kündeye getirebilmeniz için kündeye gelmeyi göze alan kişidir. Kısacası kanka, hayat boyu her zaman yanınızda olacağına emin olduğunuz o arkadaşınızdır. Tabi kendisinin başa bir işi yoksa.

S: Kimler kankanızdır?

C: Postacınız bir kankadır, babanız bir zamanlar bir kankaydı, çimlerinizi biçen delikeanlı da geleceğin kankasıdır ama bu, sizin kankanız olduğu anlamına gelmez. Biri Kanka Kanunu’nun bir veya birkaç maddesini sadakatle uyguladıysa, onu kankanız olarak değerlendirebilirsiniz. Uyarı: Eve taş gibi bir hatun getirirken tedbiri elden bırakmayın. Kardeş gibi gördüğünüz kişi kankanız olmayabilir.

S: Sadece erkekler mi kanka olabilir?

C: Birinin kankası olmak için erkek olmanıza gerek yoktur, yeter ki bu kutsal kanunun ahlaki değerlerine uyun. Bir kadın bir erkeğe iri göğüslü bir arkadaşını ayarladıysa bu kankalıktır. Söz konusu kadın arkadaşı, yattıktan sonra kız arkadaşını bir daha aramadığı halde ona başka seksi hatunlar ayarlarsa resmen kanka olmuştur.

KANKALOPEDİ

Kanka Kanunu’na göz gezdirirken daha önce hiç görmediğiniz kelime ve terimlere rastlayabilirsiniz. Çoğu, Kankalopedi ile tanışabilmeniz için koyu harflerle yazılmıştır ve kitabın sonundaki Terimler Sözlüğünde açıklanmıştır. (Blog sayfamızda bu terimleri ayrıca vereceğiz)

Kankalar, Kanka Kanunundaki gerçekleri yaymak için her zaman teşvik edilseler de ‘kanka’ kelimesini boş yere kullanmamak konusunda uyarılırlar. Kanka Aşımı bu kitabın amacını değersizleştirdiği gibi, sizi aptal durumuna düşürür ki, bu da neredeyse aynı derecede önemlidir.

KÖKENİ

Kanka Kanunun hikayesi, Tanrı’nın Musa kankamıza kilden tabletler indirmesi gibi yalın ve incelikli değildir. Kökeni ta insanoğlunun ortaya çıkışına kadar dayanır.

Başlangıçta Kanka Kanunu yoktu ve bu da dünyanın ilk kankaları için çok talihsiz bir durumdu. Habil ve Kabil. Üzerinde anlaşılmış toplumsal ilkeler olmadığı için, Kabil Habil’i öldürdü ve tarihin ilk Kanka Katli gerçekleşti. Kabil dünyada yalnız kalmaya mahkum oldu. Neden? Bir yoldaşı olmadan hatunlarla tanışma şansı hiç kalmamıştı da ondan.

Yüzyıllar geçti, Spartalı bir kanka ile Truvalı bir kanka, Helen isimli bir hatun için birbirine düştü. Biliyorum, Helen seksi birinin ismine benzemiyor ama bu hatunun ‘binlerce gemiyi sefere çıkaracak’ bir yüze sahip olduğu söylenir. Kim bilir ayvaları nasıldı, varın siz düşünün. İki kanka bu hatun yüzünden korkunç bir savaşa tutuştular. En temel Kanka Kanunu maddesini bilselerdi, bu savaş önlenebilirdi. “Kankalar, hatunlardan önce gelir.” Truva çok direndi ama Sparta donanması çok güçlüydü. Spartalı birlikler çok geçmeden Truva barikatını aştı ve Helen sonraki 18 yıl boyunca hazinenin yarısının üzerinde oturdu.

Bundan yüzlerce yıl sonra, Philadelphia (kankalık sevgisi şehri) civarında, delegeler arasında pek tanımadığımız Barnabas Stinson adlı biri, Kanka Kanunu’nun en eksi taslağı olarak kabul edilen metni bir parşömene çiziktiriverdi. Yıllar içinde kankalar bazı maddeleri değiştirip yeni kurallar eklediler ama Stinson’ın zarif kelimeleri, Kanka Kanunu’nun  şanlı girizgahı olarak yerinde duruyor.

Deniz seviyesinin iki kat altında, havası alınmış kurşun geçirmez bir odada duruyor olsa da, kanun metninin aslını bu nüshayı hazırlamaya yetecek kadar görme fırsatı buldum.

– Barney Stinson

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.