Bu önümüzdeki sene nelere gebe, nelere?… Önümüzde 2 seçim daha var ve seçimlerle birlikte bizi bekleyen bir kaos.. Peki neden?

Öncelikle belirtmeliyim ki; tüm bu yazdıklarımın kişilerle, kurumlarla vs bir alakası bulunmuyor. Çünkü bu yazı, taraflı bir bakış açısının dışında, tamamen tarafsız ve gerçekleri göz önüne getirmemizi gerektiriyor.

Malum; Ağustos ayında Cumhurbaşkanlığı seçimleri olacak. Ve bu seçim daha önceki yıllardan farklı olarak bir “halk seçimi” olacak. Yani, cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek. Peki bunun sonuçları ne olacak? Kimse bugüne kadar bunu düşünmedi. Şimdi de ilgili kişiler kulağının üzerine yatıyor gibi..

“Bugüne kadar sanki cumhurbaşkanı yok muydu, nedir bu yaygara?” diye soranlar var. Onlara öncelikli olarak T.C. Anayasası’nın 105. maddesini sunmak isterim:

Cumhurbaşkanı’nın, Anayasa ve diğer yasalarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır. Bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur. Cumhurbaşkanı’nın resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz.

Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte birinin önerisi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır.

İlgili maddenin açık ve net şekilde söylediği ortada: Cumhurbaşkanı bir karar alır ve Başbakan ile Bakanlar buna katılsa da katılmasa da imza atar, gereğinin yapılmasını sağlarlar ve sonuçları ne olursa olsun sorumlusu da Başbakan ve Bakanlar Kurulu olur! Bu kararlara da hiçbir şekilde itiraz edilemez, iptal ettirilemez! Her türlü sorumlu da Başbakan ve Bakanlar olur!

Bir tarafta halk tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanı ve bir tarafta da halk tarafından seçilmiş Başbakan! Türkiye’nin yıllardır süregelen siyaseti ve siyasi geleneklerine göre bu sizce bize yarar mı getirir, yoksa zarar mı?

1982’de darbe sonrası hazırlatılmış bir anayasa ile üzerinden 32 yıl geçtikten sonra, üstelik bütün siyasi partiler her seçimde bu anayasayı değiştirmeyi vaad ederken, neden hala bu anayasa ile devam edilmeye çalışılıyor ve daha da beteri neden bu anayasa ile devam edilip, cumhurbaşkanlığı seçim şekli değiştiriliyor?

Diğer yandan yıllardır bir türlü uzlaşamayıp, ortak bir anayasanın hazırlanmasını sağlayamayan siyasi partiler de bu vebalin altındadır! Eğrisiyle doğrusuyla, toplumdaki tüm bireyleri, hakkı – hukuku hiçe sayıp “biz çoğunluğuz, bizim istediğimiz olacak” diyenler bu vebalin altındadır! “Biz herşeyi iyi biliriz” diye meydanlarda dolananlar bu vebalin altındadır!

Bu mevcut yapı, yukarıdaki madde ışığında değerlendirildiğinde akla sadece 2 şey geliyor:

1. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilerek mevcut anayasa ile devam edilmesi hali “Legal Diktatörlük” sisteminin altyapısı mıdır?

2. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilebilir hale getirilmesi, yıllardır dillendirilmeye çalışılan ama halk tarafından itibar görmemiş “Başkanlık Sisteminin hayata yavaş yavaş geçirilebilmesi adına şartların oluşmasını sağlayacak bir hamle midir?

Bu konuda referandum yapılmadan önce, YETMEZ AMA EVET diye bağıranlara ve bu durumun ortaya çıkaracağı etki & sonuçlarını hiç düşünmeden YETMEZ AMA EVET diyen kardeşlerime sormak istiyorum: Bu işin sonu nasıl olacak?

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.