Muhalefeti zamanında ‘bir genel müdürlüğü yönetemedi’ diye olayları çarpıtarak eleştirip, ‘Biz ülke yönetiyoruz!’ diye söylemlerde bulunanlar, acaba çuvaldızı ne zaman kendilerine batıracaklar? Bir kere önümüzdeki 3 ay boyunca yapmayacakları kesin. Malum önümüzde bir de seçim süreci varken…

Olanlara kimse sesini çıkarmıyor, sesini çıkaracak olanları da ‘birileri’ sözde hukuk adı altında susturuyor. Yani böyle bir şey var mı? Lafa gelince ‘demokrasi, özgürlük, adalet’ten bahsedenler, kendilerine ‘ne oluyor böyle?’ diye sorulunca ‘Biz Adaletin işine karışmayız!’ diye yanıt veriyorlar. Peki neden hükümete yakın çevrelere dokunan hatta yaklaşabilen bile olmuyor da, sürekli hükümeti eleştiren, yapılanlara dikkat çekmeye çalışanlar ‘aradan’ ayıklanıyorlar?

Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim.Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim.Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim.Benim için geldiklerinde, sesini çıkartacak kimse kalmamıştı.

Martin Niemöller

Yukarıdaki alıntıyı son günlerde çok konuşulan, daha basılmadan ‘yakılan / toplanan’ Ahmet Şık’ın ‘İmamın Ordusu’ kitabının girişinden… Şimdi bu kitap ‘Dokunan Yanar’ diye isimlendirilerek internette dolaşmaya başladı… Hakikaten dokunan yanıyor…

8 – 9 yıldır kullanılmayan ‘kanun hükmünde kararname’ uygulama çabaları, özel hayatın ‘özelliği’ni ortadan kaldıracak yasaların aradan çıkarılma girişimleri, popülist vaatler, ‘başkanlık sistemi’ söylemleriyle yavaştan yavaştan ‘tek kişinin yönetimini meşrulaştırma’ hamleleri, ardı ardına ortaya çıkan sınav skandalları, hileler, yolsuzluklar, birilerini / bazı zümreleri avantajlı hale getirme çabaları vs. vs.  kimsenin umurunda değil.. Bunlar sadece son günlerde gündemde olanlar. Daha öncesinde yapılanlar bile kimsenin umurunda değil. Zaten birilerinin umurunda olsa, ya onlar alınıp içeri atılıyor, sindiriliyor; yada nasıl olsa yüce milletimiz bir haftaya kalmadan her şeyi unutuyor.

Spor, Siyaset, Ekonomi ve hayatın tüm alanlarında baskıcı, insanları zorlayan, kandıran bir yapı var. Sürekli vatandaşı kontrol altında tutayım, benim gibi düşünsün, ‘tek tip olarak yaşasın’ zihniyeti nerelere götürecek bizi bilemiyorum? Duyulan ihtiyaçlar ve toplumun talepleri gerekçe gösterilip, ihtiyaca yönelik harekete başlayıp, sonra başka şeyler işin içerisine dâhil ediliyor. Ve yıllardır işler böyle yapılıyor, sürekli ‘elmalarla armutlar’ karıştırılıyor. Halka bunu anlatırken ‘elmaları’ gösteriyorlar, ama kimse ‘elmaların arasındaki armutlara’ bakmıyor. Ekonomi en iyi seviyedeymiş. Büyüme yüzde 9’ların üzerindeymiş. Peki sürekli artan dış açıktan neden bahsedilmiyor. Ve hatta gazetelerin ekonomi sayfalarında yan yana duran ‘Büyüme’ ve ‘Artan Cari Açık ve Dış Borç’ haberlerine bakanlar dahi gerçeği göremiyor. Ülke (sözde) büyüyor, diğer yandan da cari açık ve dış borç artıyor. Ekonomi uzmanı değilim ama az buçuk hesap yapmayı ve mantık kullanmayı biliyorum. Bu nasıl iştir Allah aşkına!

Devlet içindeki ‘din temelindeki ilişki ve cemaat yapısına dayanan’ gruplaşmalar, hayatın her alanında din vurgusunun yapılması, dini sembollerin sürekli ön plana çıkarılması gün geçtikçe artıyor. Elbette herkes inancını, dinini en iyi şekilde yaşamalı. Ama kesinlikle bu durum inandığı Tanrı ile birey arasında kalmalıdır. İşte üzerinde durulan, vurgulanmaya çalışılan LAİK SİSTEM budur. Yoksa ne dinsizlik, ne imansızlıktır bu… Zamanında ‘İman ile paranın kimde olduğu bilinmez’ diye atasözleri söylenmiş bu memlekette… İşte hep bu nedenledir. Bize ne kul ile Tanrı arasındakinden… Neyin gösterişidir bu, neyin kanıtlanma çabası… Avrupa Orta Çağ boyunca 300 yıldan fazla çekti bunlardan… İnsanların cehaleti ve din kullanıldı. Şimdi bunlara biz alet oluyoruz. Biz kanıyoruz bu yalanlara. Tanrı ile insan arasında aracıya ne gerek var, cemaate ne gerek var. Din, Allah, kitap vs. hepsi bahane…

Önümüzde bir süreç var. Bu millet kendine layık olanı seçecektir. Kendini layık olduğu gibi yönettirecektir. Türk milleti, sahip olduğu medeni hakları, seçme – seçilme hakkını, insan yerine konulma ve birey olarak hür, özgür ve irade sahibi kabul edilmeyi, bir eşya gibi algılanmamayı, hayata eşit şekilde başlayabilmeyi, anayasa ile güvence altına alınmış daha birçok hakkını; tırnaklarıyla kazımadan, kanla – mücadeleyle almadıklarından bu hak ve özgürlüklerin gerçek değerini anlayamıyor.  Bu hakları bir gecede, bir kanunla hak olarak edinen yüce milletimiz bunun değerini anlayamıyor, özümseyemiyor. Bir taraftan bu hak ve özgürlükleri kullanırken, diğer taraftan buna tezat oluşturup bunları eleştirmek, birçoğunu değiştirmek mi istiyor? Önümüzdeki süreç ve bizi yönetenlerin bu tavırları devam ederken yüce milletimiz kendisini yönetecekleri ve yarınlarını kuracaklarını seçmeden önce şunu bir kez daha düşünmelidir: GELECEKTE ÜMMETÇİ BİR KUL GİBİ, BASKI ALTINDA ŞU ANDA YANIP TUTUŞAN ARAP ÜLKELERİNDEKİ GİBİ Mİ; YOKSA HÜRRİYETİ VE ÖZGÜRLÜKLERİ KISITLANMADAN, GERÇEK BİR DEMOKRATİK ORTAMDA HÜR BİR BİREY GİBİ Mİ YAŞAMAK İSTİYOR? Karar milletin!

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.