Çok şükür dün Cumhurbaşkanlığı seçimi bitti. Bitti bitmesine ama bu sefer de peşinden bir sürü senaryo, bir sürü “şimdi ne olacak?” sorusu çıktı ortaya…

Dün akşam resmi olmayan sonuçlara göre R. Tayyip Erdoğan seçimi kazandığında, balkon konuşması daha olmadan AKP Sözcüsü Cemil Çiçek bir açıklama yapmıştı. “Balkon konuşmasının ardından “mini” MYK ve yarın (bugün) MKYK toplantısı yapacağız” demişti. Tabi o andan itibaren neler olabileceği ile ilgili konuşmalar başlamıştı.

AKP, yaptığı MKYK toplantısı ardından 27 Ağustos tarihinde Genel Kurul yapmaya karar verirken, diğer taraftan da “hala” görevini devam ettiren -tarafsız olduğunu söyleyen- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de “Partime Döneceğim” diye bir açıklama yaptı. Hoppalaaaa… Arkadaş hani “mevcut sistemde ben siyasete dönmem” demişti. Ne oldu şimdi?

Valla detayını çok bilmiyorum ama, diyorlar ki; “AKP içinde parti tüzüğüne göre “3 dönemden fazla aktif görev almama” maddesini esnetmek isteyen kişilerden oluşan bir grup “Abdullah Gül’ün partinin başına geçip, R. Tayyip Erdoğan’ın bıraktığı yerden devam etmesi gerektiğini” düşünüyormuş. Buna karşılık, gençlerden oluşan bir grup ise “Genel Kurula gidilip, burada yeni bir Genel Başkan seçilmesi gerektiğini” söylüyormuş. -mış, -muş, çünkü haberlerden takip edebildiğim kadarıyla edindiğim bilgiler böyle…

Tamam da gerçekten şimdi nasıl olacak? Bana göre;

1. Senaryo

Her ne kadar seçilmiş Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan balkon konuşmasında “tarafsız ve 77 milyona eşit duran, yeni Türkiye’yi yaratacak bir yönetim sergileyeceğini” söylese de, yönetimde olduğu 12 senelik sürece bakınca “biz 40 kişiyiz, 40’ımız da birbirimizi biliriz” demeden edemiyor insan… E hal böyleyken ve R. Tayyip Erdoğan’ın da yıllardır bir “başkanlık sevdası” ve “sistemi buna uydurma” isteği olması nedeniyle, henüz resmen Cumhurbaşkanı olmadan (27 Ağustos’ta) AKP’deki yapılanmaya son kez müdahale edip, “kendisiyle uyum içinde çalışacak, hatta sözünden çıkmayacak bir Başbakan’ı seçip“, seçim öncesinde de söylediği gibi Anayasa’da belirtilen tüm hakları kullanarak, aynı Başbakanlığında olduğu gibi etkin bir rol üstlenecektir. Bununla birlikte, hedefledikleri gibi %60’ları gören bir oy alamayıp, 14 milyon seçmenin katılım göstermediği bir seçimde %52 ile oy alarak Cumhurbaşkanı seçilmiş olması ise, hemen bir “erken seçim” yada “sistem değişikliğine yönelik müdahale” için uygun bir ortamı sağlamıyor. O zaman kendisiyle “uyum içinde çalışacak bir Başbakan” ile çalışmaya başlayıp, planlanan 2015 seçimine kadarki sürede “Başkanlık veya Yarı Başkanlık Sistemine evrilecek bir anayasa değişikliği” teklifini yeni Başbakan ve hükümeti parlamentoya getirecektir. Tabi bu durumda parlamentoda ilgili Anayasa değişikliği yapılamayacaktır. Malum CHP – MHP’nin buna evet demesi gerekecektir. Demeyecekleri için “yeni Başbakan ve hükümeti” bu değişikliği referanduma götürecektir. Seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın “böylesi bir durum şu anda olmasa da Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasında sıkıntıya neden olacaktır. Halkın seçtiği Cumhurbaşkanı mı, yoksa halkın seçtiği Başbakan mı? ikilemine ne devletimizi, ne milletimizi sokmak isteriz. Bunun değişmesi hayırlı olacaktır” tarzı bir açıklaması da bence referandum ile “Başkanlık / Yarı Başkanlık Sistemi”nin önünü açabilecektir. 2015 Genel Seçimlerine kadar bu süreç hazırlanıp, sonrasında da daha önce M. Ali Şahin’in Çankırı’da yaptığı açıklamada söylediği gibi “Partili Cumhurbaşkanı” kavramıyla karşı karşıya kalacağız. O zaman da, bugüne kadar karşılaştığımızdan farklı bir manzara olmayacaktır.  (Tabi ki, AKP’nin Erdoğan’sız yürüteceği bir kampanya durumu nasıl etkiler o da ayrı bir konu!) Böylesi bir durumda 2015 Genel Seçimlerine kadar bu senaryonun gerçekleşmesi lazım. Aksi halde 2. senaryo çalışabilecektir.

2. Senaryo

R. Tayyip Erdoğan’ın etkisiyle “kendisiyle uyumlu çalışacak ve bir dediğini ikiletmeyecek, daha pasif yeni bir Başbakan ve AKP Genel Başkanı” seçilecek ve yola onunla devam edilecek. Genel Seçim öncesinde de bir değişiklik yada referandum yapılamadı. Bu senaryo devreye girmesi halinde “daha pasif Genel Başkan” ile AKP kan kaybedecek, bu derecede oyları göremeyecek, belki de tek başına iktidar kuramayabilecektir. Tek başına iktidar kursa dahi, şimdiki gibi öyle herşeyi rahatlıkla yapabileceği bir parlamento ve iktidar gücüne sahip olamayabilecektir. Kim ne derse desin, R. Tayip Erdoğan’ın seçmen üzerinde en az 25 puanlık bir karizması ve etkisi bulunuyor. Bu durumda da R. Tayyip Erdoğan’ın belki de Cumhurbaşkanı olarak “yürütmenin başında olma” durumu, kendisinin Başbakan olduğu dönemlerdeki gibi olmayacaktır.

3. Senaryo

Görev süresinin dolmasının ardından “Partisine döneceğini belirten” mevcut -tarafsız- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, AKP Genel Kurulunun yapılması sonrası görevden ayrılacak, R. Tayyip Erdoğan etkisiyle veya etkisi olmadan seçilen yeni AKP Genel Başkanı ve Başbakan, “2. senaryoda belirtilen zaafiyetlerin olmaması için” daha önce Abdullah Gül’ün R. Tayyip Erdoğan’a yaptığı tarzda bir “hülle operasyonu” ile görevini Abdullah Gül’e teslim edecek. Bundan sonrasında ise Rusya’daki Putin-Medvedev ilişkisine benzer bir ilişkide Türkiye yönetilmeye devam edecek.

3. Senaryo’nun varyasyonları

Tamam… Abdullah Gül AKP Genel Başkanı ve Başbakan oldu. Sonra?.. Sonrasındaki süreç 2015 Genel Seçimlerine kadar yukarıda belirttiğim gibi “orta şekerli” devam edecektir. Asıl süreci 2015 Genel Seçimleri belirleyecektir. “Nasıl?” diye sorabilirsiniz. Şöyle ki; “Abdullah Gül’ün seçime kadar olan süreci nasıl yönettiği ve seçimden alacağı sonuç” R. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ilişkisini ve sonrasında da “Başkanlık / Yarı Başkanlık Sistemine geçiş” konusunu net şekilde şekillendirecektir. R. Tayyip Erdoğan’ın “Başkanlık Sistemini” nasıl istediğini uçan kuş bile biliyor. Aksi yok.. Tüm çalışmalar da bu yöne doğru gidecektir. İşte bu sebeple Abdullah Gül’ün 2015 Genel Seçimlerinde -3. senaryomuza göre- AKP’nin bugüne kadarki gösterdiği performans tarzında alacağı oy ve yakalayacağı ivme, bu ikili arasındaki ilişkiyi, ülkenin yönetim sistemini vs. herşeyi belirleyecektir. Soruyorum; alacağı oylarla en az R. Tayyip Erdoğan kadar güçlü olacak bir Abdullah Gül “halkın verdiği yetki ve gücü” ne kadar R. Tayyip Erdoğan’a devretmek ve vermek isteyecektir. Bu durum geçmişteki “hülle operasyonundan” çok farklı olacaktır. O zaman Genel Başkan R. Tayyip Erdoğan idi. Şimdi pozisyonlar ve roller değişmiş olacak.

Değişim sadece iktidar partisinde ve zirvede mi olacak?

Önümüzdeki günler ne getirir ne götürür bilinmez. En azından şu anda bizim için böyle… Belki de çoktan, ilgili kişiler bir takım kararları aldılar ve uygulamaya koyuyorlar. Ama şu bir gerçek ki, 27 Ağustos tarihinden önce hiçbirşey netleşmeyecek. Tabi bu değerlendirme ve detayları hep iktidar partisi, R. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül açısından değerlendirdim. Peki ya muhalefete ne olacak?

Aslında R. Tayyip Erdoğan’ın seçim ardından yaptığı -ve artık gelenekselleşmiş- balkon konuşmasından sonra “sanırım artık muhalefet de kendisini gözden geçirecektir!” sözü önemliydi. Artık muhalefetin kendisini fazlasıyla gözden geçirmeye ihtiyacı var. Yönetim kadrolarının, örgüt yapılarının, çalışma yöntemlerinin değişmesi şart! Seçim sonrasında yapılan resmi açıklamalara bakıldığında görülüyor ki, muhalefet hala olayın başka bir yerinde… Elbette söylediklerinde bir sürü haklı yerleri var. Ama hep mi karşıdaki suçlu, hatalı; biraz da kendilerine bakmaları gerekmiyor mu? Muhalefetin de artık “halkı, hassasiyetlerini, isteklerini, yaklaşımlarını, beklentilerini, gerçeklerini” daha yakın görmesi, onlara temas etmesi ve hatta “samimi” gelmesi çok önemli… Yöntemlerini, yaklaşımlarını, söylemlerini beğenmeyebilirler, ama yapılan son 9 seçimde AKP nasıl başarılı oldu, bu konunun da muhalefet tarafından incelenmesi çok önem arz ediyor.

Gelecek 1 yıl çok şeye gebe…

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.