Dünyanın en şanslı içkisidir Rakı… İçki deyip geçmemek lazım bir kere. Karakteri vardır, adabı vardır… Bir kere tüm mezeler onunla dost olmak isterler. Öyle her mezeyi de beğenmez… En yakın dostları cacık, kavun ve beyaz peynirdir. Diğerleri bu üçlüden sonra gelir. Kimi yanına balığı yakıştırır, kimisi kebabı… Ama o bunlara pek pas vermez, varsa yoksa onun için önce cacık, kavun ve peynir gelir.

Adabı vardır… Usulü, yazılı olmayan sofra kuralı… Onun olduğu masada muhabbet vardır, aşk vardır, meşk vardır. Onu içerken Zeki Müren de, Bülent Ersoy da, Belkıs Özener de daha bir farklı gelir kulağa, daha bir farklı dokunur insanın ruhuna…

Yaz akşamında esen Ege meltemi gibi keyif verir. Sohbetle, muhabbetle daha da güzelleşir. Hele bir de yavaş yavaş yudumlarken, üzerinde güneşin battığı görüntüsüyle bir deniz kenarındaysan, o an hiç bitmesin istersin.

Tarih boyunca sosyo-kültürel hayata da etkisi olumlu-olumsuz çok olmuştur. Elbette örneğimiz ve muhabbetimiz Rakı’yı için keyif alan, içmesini bilen ve ayarını bilenler için… Bu bağlamda, edebiyata, müziğe, güzel sanatlara da ilham olmuştur Rakı…

Haydi abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.

Beşiktaş’taki Balık Pazarındaki meyhaneci Abbas için yazarken yukarıdaki satırları Cahit Sıtkı Tarancı, bir yudum rakısından içip, bir yandan gençliğini ve ilk aşkını düşünmüş mesela…

Velhasıl-ı kelam; içmesini bilince, dostlarla, muhabbetle, keyifle bir araya getirince rakıyı, güzeldir bu meret… İnsan rakı şişesinde, balık olmak ister adeta…

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.