Adalet ve hukuk vicdanların sesine, yazılı hukuka, gözle görünene göre mi olur; yoksa güçlülerin, iktidar sahiplerinin, yönetme erkini elinde bulunduranların isteklerine, arzularına, çıkarlarına göre mi? Güçlülerin, iktidar sahiplerinin, yönetme erkini elinde bulunduranların isteklerine, arzularına göre oluşturulan adalet ve adaleti sağlayacak hukuk sistemi gerçek anlamda ne kadar adalettir, ne kadar insanların içine siner ve ne kadar doğruları yansıtır?

Daha bunun gibi birçok soru var Türkiye’de yaşayan insanların kafasında… Kimisi bu soruları dile getirirken, kimisi içine atıyor, susuyor, saklıyor, söylemek istemiyor… Ama ne olursa olsun ortada bazı gerçekler var ve kitapların yazdığı hukuk, mahkemelerin uyguladığı yaptırımların dışında kimsenin işi kılıfına uyduramadığı yerde sonucunu buluyor… Vicdanlarda…

Son 1 yıldır ülkenin gündeminde “17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları” ve arkasından bir anda ortaya çıkan “Paralel Yapı” yer alıyor. Süreci, gelişmeleri, 1 yıl boyunca olanları herkes biliyor, gördü, görmeye ve yaşamaya devam ediyor! Bir zamanlar kolkola, yan yana, koyun koyuna olanlar bir anda kendileriyle ilgili negatif şeyler ortaya çıkınca tüm yaklaşımlar bir anda değişti. İyi veya kötü niyetle olanları ortaya dökenler, bunlar üzerine gidenler, şeffaflık ve gerçek adalet ve hukuku isteyenler bir anda “darbeci” yada “darbe girişimcisi” olurken (!); ortaya çıkanları tarafsız şekilde yorumlamak yerine körü körüne ortaya çıkanlara destek vermek, yolsuzlukları, hırsızlıkları yapanları müdafa etmek, kitabı, kuralı, hukuku yapılanlara göre ayarlamak veya yeniden düzenlemeler yapmak ise “vatanını, milletini sevmek” oldu (!).

1 yıl boyunca olup bitenler -ki hala devam ederken- ardından aklımda bazı sorular var ve bunlara yanıt arıyorum. Ortaya dökülenler sonrasında, karşılaştığımız yaptırım ve “adaletin işleyişi“ni gördükçe aklıma onlarca soru geliyor ve ben bu olanları kabul edemiyor, vicdanımda muhasebesi hep olumsuz çıkıyor! Peki bugün iktidara sahip olan kişiler meydanlarda, toplum önünde, her türlü ortamda “din, iman, muhafazakar toplum, inançlı nesiller, dirayetli bireyler” vs vurgusu yapıp, tüm bunları nasıl yapabiliyor? Tüm bunlar ortada olurken, gözler önünde bu kadar şeyler dökülmüşken bu millet, bu halk nasıl buna göz yumuyor, ses çıkarmıyor? Anlayamıyorum, aklım almıyor, deliriyorum…

İnanan yada inanmayan, iyi yada kötü, zengin yada fakir, iktidar yada muhalif, köylü, işçi, esnaf, memur yada işadamı… Sıfatı, özelliği ne olursa olsun tüm insanlarda olan ortak bir özelliğine seslenmek ve sormak istiyorum… Vicdanlara…

  • 12-13 yıldır iktidarda bulunup, olumlu olan her konuda “biz yaptık, biz ettik, biz biliriz” diyenler, sistem içerisindeki herşeyi iyi biliyoruz ve bunun için biz iktidardayız, her noktayı kontrol ediyoruz ondan iyiyiz diyenler “kendilerinden habersiz şekilde devlet içinde yapılanmış -sözde- Paralel Yapı’dan mı haberdar olamadılar?
  • 3-4 ay öncesine kadar Başbakan olan, şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan “ne istediler de vermedik, şimdi böyle mi oldu?” demedi mi? Bu söz bile kimin nerede olduğunu, ne yaptığını, kimin neci, kimin hangi yaklaşımda olduğunu bildiklerini göstermiyor mu?
  • Bizlerden ayrı, farklı amaçları olan “gizli bir yapı” devletin içerisinde konuşlanmış bir “Paralel Yapı” oluşturmuş dediler durdular. “Ne istedilerse verdik, ne dedilerse yaptık” diyerek hareket eden, 12-13 senedir iktidarda olup tüm devlet kadrolarını istedikleri gibi oluşturanlar, devletin tüm kurumlarını yeniden dizayn eden, ilgili kurumlara atamalar yapanlar bu iktidar değil miydi?
  • Kendileri kurumları yeniden dizayn ederken, tarafsız olması gereken kurumları kendi arka bahçesi gibi tasarlarken “safraların temizlendiğini, Yeni Türkiye’nin oluştuğunu” söyleyenler, neden eleştiriler, deliller vs. kendi karşısına çıktığında kendi oluşturdukları devlet kurumlarına güvenmez, yanlı yada “Paralel Yapı” olarak görmeye başladı? Bunu kendileri oluşturmadı mı?
  • Siyasetçi, gazeteci, bilim adamı, işadamı vs. birçok kişiyi istedikleri gibi dinlediler. Birçok kişiyi fişlediler, “şu bizden, şu onlardan” diyerek toplumda ayrıştırma ve ötekileştirme yaptılar. Yapılan dinlemeler, arşivlemeler ile ilgili kendileri de bu faaliyetlere takılınca mı bir anda geçmişteki işbirliği yaptıkları kişiler “darbeci” veya “Paralelci” oldu?
  • Mahkeme kararı olmadan yapılan dinlemeler ile insanların açıkları aranırken, özel hayatlarıyla ilgili detaylar ortaya dökülerken, varsa açıkları üzerinden bu dinlemeler ve usulsüz takip ile tehdit edilirken sorun yoktu ve her türlü kullanılıyordu da; bu dinlemeler veya bu şekilde ortaya çıkmış gerçekler kendilerinin karşısında olunca mı “hukuk çiğnendi” yada devlet içinde konuşlanmış yapılar (!) sizleri hedef almış oldu?
  • Hukuk içinde yada dışında edinilmiş, ortalara dökülmüş ses kayıtlarında “Milyonların Sıfırlanması“, “Milletin anasına avradına sövülerek yapılan, yapılacak vurgunların ortaya atılması“, “Bakan çocuklarının evlerinde, ayakkabı kutuları içerisinde milyonların bulunması“, “Bakanların nüfuzunu kullanarak olmaması gereken eylemler içerisinde bulunması“, “İktidar sahiplerinin işadamlarından aldıkları hediyeler, komisyonlar vb ile milletin kaynaklarını peşkeş çekmeleri“, vs gibi birçok hukuksuzluk, hırsızlık girişimleri, yolsuzluklar “bu deliller hukuka uygun olmayan şekilde edinilmiş” diyerek yok mu sayılacaktır?
  • Deliller ve ortaya dökülen kayıtlar “bunlar darbe girişimiydi” yaklaşımının arkasına sığınılıp, sırf siyasi nedenlerle yok mu sayılacaktır?
  • Gerçek hukuk ve vicdanların sesi dinlenmeden, halkın gerçek isteği hiçe sayılarak, kurulan komisyonlar ve yeniden dizayn edilen kurumlarla “adalet istedikleri şekle göre” mi işletilecektir?
  • Gerçekten korkusu, yolsuzluğu, olumsuz bir tutumu olmayan kişi neden mahkemeden, yargılanmadan ve kamuoyu önünde aklanmaktan, kendisine isnat edilen suçların gerçek olmadığını kanıtlamaktan kaçar?
  • Suçun yoksa, git mahkemede aklan!” denildiğinde “biz o mahkemelere güvenmiyoruz” diyenlere yeniden “o mahkemeleri kim dizayn etti, oradaki hakimleri kim atadı, o kurumların düzenlemelerini siz yapmadınız mı?” diye sorulmaz mı?
  • Ve son olarak; iktidara geldiğimizden beri ana amacımız “yolsuzluk, hırsızlıkla mücadele etmek” diyen bir iktidar, yolsuzluk ve hırsızlıkla itham edilen eski bakanlarını Yüce Divan’a göndermeyerek bu mücadelesinde ne kadar samimiyet gösteriyor? Yoksa başka hesapları, başka korkuları mı var?

Kafalarda onlarca soru var; kimi dile getiriyor, kimi susuyor, kimi susturuluyor… Ya vicdanlar?

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.