İran vatandaşı Reza Zarrab… Türk vatandaşı Rıza Sarraf… Çok tartışıldı, çok soruldu: “Reza mı, Rıza mı… Reza Zarrab mı, Rıza Sarraf mı?” diye… Azeri kökenli bu İranlı işadamı Reza, Türk vatandaşı olunca Rıza olmuş… Aslında kafa karışıklığına gerek yok…

İsmi konusundaki kafa karışıklığının yarattığı uzun tartışmalar, “17/25 Aralık Operasyonları“nda kamuoyunu çokça meşgul etmişti. O süreçte meşhur 4 bakandan 3’ü için öne sürülen ithamlar, ses kayıtları, yolsuzluk iddialarının merkezinde O vardı. İran vatandaşı Reza, Türk vatandaşı Rıza…

Şu çok net ki; 17/25 Aralık Operasyonu ve bu operasyon sürecinde kamuoyuna yansıyan usulsüz ses kayıtları ve çeşitli belgeler bizzat FETÖ elemanlarınca servis ediliyordu. Amaç başta Tayyip Erdoğan ve hükümetini yıpratmak ve belki de “vatana ihanetten yargılanmalarını” sağlamaktı. Bu konu bir şekilde Tayyip Erdoğan ve ekibi tarafından -kendilerince iyi şekilde- yönetilerek sonlandırıldı. Bu süreçte çok şey konuşuldu, çok şey tartışıldı.

17/25 Aralık süreci ve sonrasında pek çok şey tartışılırken hep vurgulanan birşey vardı. “Ortada yolsuzluk yok. Ülkenin çıkarları için uluslararası ticaret yapıldı. İranlı Reza / Türk Rıza hayırsever, vatanperver bir iş adamıdır. Bakanlarla ilgili öne sürülen iddialar yalandır, ses kayıtları montajdır.” Ve daha pek çok şey söylendi. AKP, hükümet, pek çok iktidar partisi milletvekili ölümüne savundular Reza’yı… Pardon Rıza’yı… İnternette biraz araştırmak yeterli… Burada tekrarlamaya gerek yok.

(Burada bir parantez açmak isterim: Öyle yada böyle, usulünce veya usulsüz toplanmış pek çok belge ve ses kayıtları ile ortaya dökülen detaylarda bir yolsuzluk ve usulsüzlük olduğu bana göre netti. Bu benim kişisel düşüncem. Bu konuda benim gibi düşünen ve bu işin adalet önünde çözümlenmesi gerektiğini düşünen de çok kişi vardı. Başta TBMM’ndeki 4 Bakanla ilgili Yüce Divan’a sevk edilme görüşmeleri olmak üzere, ortalığa dökülen bu isimlerin hiçbiri adalet önüne çıkarılmadı. Adeta kaçırıldı. Ve olayın üstü kapanmaya çalışıldı. Bugün geldiğimiz noktaya kadar da kapanmış gibi görünüyordu! Neyse, parantezi kapatalım devam edelim…)

Hayati tehlikesinin olduğu, kendisini güvende hissetmediği (!) yönünde konuştuğu söylentileri çıkan İranlı Reza / Türk Rıza, Mart 2016’da eşi ve çocuğuyla seyahat amacıyla (!) ABD’ye gitti ama ABD topraklarına girer girmez tutuklandı. Sonra olay ABD’li savcı Preet Bharara el attı. Savcı davayla ilgili dosya oluştururken bir taraftan da sürekli Twitter üzerinden yorum yapıyordu. Hatta bu davranışı neticesinde bir ara ülkemizde de fenomen oldu. Attığı twitlerde bu işin içinde üst düzey siyasetçilerin de dahli olduğu alttan alttan pompalanıyordu. O dönemde kişisel olarak dikkatimi şu konu çekmişti: “Birşeyler olacak, bir operasyon yapacaklar? Kamuoyu yaratılıyor ve bir hareketlilik var!” Ama devamında olacak şeyin bu kadar haince olabileceğini de düşünmemiştim. Temmuz 2016’da hain darbe girişimi!…

Ve o gece hainlerin TRT’de okuttuğu bildirideki şu bölümü size hatırlatmak isterim:

“…Gaflet, dalalet hatta hıyanet içerisinde olan Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilikleri tarafından temel hak ve hürriyetler zedelenmiş Kuvvetler ayrılığına dayalı laik ve demokratik hukuk düzeni fiilen ortadan kaldırılmıştır. Devletimiz, uluslararası ortamda hak ettiği itibarını yitirmiş ve evrensel temel insan haklarının gözardı edildiği, korkuya dayalı otokrasi ile yönetilen bir ülke haline getirilmiştir. Siyasi idarenin aldığı hatalı karar ile mücadeleden geri durduğu terör tırmanarak bir çok masum vatandaşın ve teröristle mücadele eden güvenlik görevlerimizin hayatına mal olmuştur. Bürokrasi içindeki yolsuzluk ve hırsızlık ciddi boyutlara ulaşmış. Ülke sathında bununla mücadele edecek hukuk sistemi işlemez hale getirilmiştir…”

Kendini güvende hissetmediği ve hayati tehlikesini ortadan kaldırmak için Reza/Rıza’nın ABD’ye gitmesi, orada tutuklanması, tutuklanır tutuklanmaz Preet Bharara isimli savcı tarafından kamuoyu oluşturmaya yönelik sansasyonel twitler ve sonrasında darbe girişimi… Ve başarılı olduğunu düşünen darbecilerin bildirisindeki ince ayrıntı… Bunların hepsini bir araya getirdiğimde belli güçlerin bir takım işler karıştırdığını düşünüyorum. Burası net!

Nasreddin Hoca’ nın evine gece hırsız girer, evde ne var ne yok götürür. Sabahleyin komşuları toplanır, Hocaya sorular ile yüklenirler.
– Hocam kapıyı açık mı bıraktın yoksa?
– Hocam şu eski pencereleri değiştir diye sana kaç defa söyledik.
– Bir köpek alsaydın, böyle olur muydu?
– Hocam o kadar sesi duymayacak kadar nasıl derin uyudun?
Nihayet Hoca dayanamaz ve “Yahu tamam, iyi güzel de kabahatin tümü benim mi? Hırsızın hiç mi suçu yok?” der.

Neden bu fıkrayı yazdım. Çünkü aklıma şu geliyor: Usulsüz toplandığı söylenen, ortaya dökülen ses kayıtları, belgeler vs kanuna aykırı olabilir. Ülkenin çıkarı için bir takım ticari faaliyetler yapılmış ve bu faaliyetler için bazı konularda arkadan dolaşılmış olabilir. Peki bunu yapanlar, aracılık edenler, yetkilerini ve makamlarını bu işler için kullananlar, bunlar yapılırken göz yumanlar, bu işlerden haksız fayda ve kazanç sağlayıp yolsuzluğa karışanlar ve onları adalet önüne çıkarmayanların hiç mi suçu yok?

Bugün ABD’de bir dava başladı, sürüyor… İran vatandaşı Reza, Türk vatandaşı Rıza’ya karşı… İran vatandaşı Reza, Türk vatandaşı Rıza’nın nasıl arka kapıdan dolandığını, hangi siyasilere, hangi bürokratlara nasıl rüşvet verdiğini, hangi dolambaçlı yollarda gezdiğini anlatıyor. Dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a belli kolaylıklar sağlaması için 45-50 milyon Euro, 7 milyon USD, 2,5 milyon TL rüşvet verdiğini belirtiyor. İşin daha fazlasının, daha başka kişilere de daha büyük şeyler verildiğini ima ediyor. O anlattıkça 17/25 Aralık döneminde ortaya dökülmüş olan belge ve kayıtların doğruluğu teyit ediliyor. Hatta daha fazlası ortalığa seriliyor. Yazık ki ne yazık!

O dönemde adalet önüne çıkarılmayan, hakkında ciddi ithamlar olan, hakkındaki iddiaların araştırılması yerine üstü örtülen şaibelere bulaşmış –ve aslında ortadaki dellilerle net şekilde yolsuzluk yaptığı görünen– kişiler için kör ve sağır kalan adalet; bugün uluslararası alanda ülkemizin şaibeler ve rezilliklerle anılmasına neden oluyor!

Bugün İranlı Reza Zarrab, Türk Rıza Sarraf’a karşı… Dün yerlere göklere sığdırılamayan, haysiyetli, vatanperver, hayırsever Türk vatandaşı Rıza Sarraf; verdiği ifadesi sonrasında hain, işbirlikçi, gafil İran vatandaşı Reza Zarrab oluverdi. Aslında zaten çıkarcı, fırsatçı, üç kağıtçı, bencil bir kişiydi. Ama eskiden bizimkilerden birilerinin tarafında olduğu, birileriyle işbirliği yaptığı için çevirdiği dolaplara göz yumuldu; iş yaptığı siyasiler, bürokratlar, iş adamları vs korundu. Şimdi şapkayı önümüze koyup, kendimize daha fazla yalan söylemeye devam etmeden kendi tarafımızda da gerekeni yapmalıyız. Bu işin içine bulaşmış herkes adalet önüne çıkarılmalı, AK kaşık, KARA kaşık ortaya konulmalıdır.

Ne de olsa hakkında ithamlar bulunan kişilerin “abdestinden de, namazından da şüphesi yok“. O halde, neyi bekliyor, niye gerekeni yapmıyoruz? Herkese yalan söyleyebiliriz de, kendimizi de mi kandıracağız! Artık -varsa- günahlarımızla yüzleşme vakti değil mi? Madem söylenenlerin hepsi yalan, hepsi iftira; o halde ilgililer göğsünü gere gere gitsin mahkemeye! Vicdanları ve isimleri temizlesinler! İyi de olsa, kötü de olsa; gerçeklerin er yada geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır!

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.