Futbolu neden bu kadar seviyoruz? Çünkü basit bir oyun olsa da, bilinmezleri çok fazla olabiliyor. Beklenmedik şeyler, üst üste gelen birkaç hareket ve sonrasında tamamen tahminlerin tersi çıkabiliyor. İşte futbolu bu kadar popüler yapan, milyonları peşinden koşturan, heyecanlandıran, kimi toplumlar için afyon haline getiren de belki de bu durumdur.

En basitinden bu haftaya bakalım işte… Galatasaray son 5 dakikaya 2 – 1 önde girmişken, biraz şans biraz kısmet hesabı 2 gol yedi ve 85. Ankara 19 Mayıs Stadyumu’nun skorbordunda gördüğü galibiyet skoru, bir anda tersine döndü… İşte bu yüzden güzel futbol… (Tabi böylesi bir durumda Galatasaraylılar için değil)

Futbolun güzelliği elbette bu heyecanında, her zaman beklenenin olmayışında… Yoksa çok monoton olmaz mıydı? Futbol, böyle heyecanlı, böyle eğlenceli, böyle güzel… Tabi bir de bizim yöneticilerimiz olmasa! Yada yöneticiler gerçekten yönetici gibi olsa… Belki bu yapılmaya çalışılan ayak oyunları da yöneticiliğin bir parçası olarak görülüyor ama bütün güzelliği öldürüyor. Yıllardır bir o çıkıyor bir bu… Hepsinin derdi aynı… Birilerini etki altına almak, sahada aleyhte verilebilecek kararlarda bir kez daha düşünülmesine neden olmak, daha oyun başlaman baskı yaratmak… Bugün bunun adı Trabzonspor – Fenerbahçe oluyor, yarın Galatasaray – Beşiktaş… Bırakın da bunları, futbol konuşsun…

Yöneticiler saha dışında birbirlerini yiye dursunlar, sahanın içinde futbolcular birbirlerine sahip çıkıyor, emeklerine saygı duyuyorlar. Maçın son dakikasında sakatlanan Trabzonspor kalecisi Onur Kıvrak’a, Fenerbahçeli Emre Belözoğlu arayıp geçmiş olsun diyor. Gökhan Gönül kendisine çarpıp dışarı çıkan top sonrasında, hakemin taç atışını kendi takımına vermesi sonrasında ‘top benden çıktı ama’ diyor. İşte futbolun gerçek güzelliği, rekabet en üst düzeyde olsa da ‘centilmenlikle bezenmiş’ futbolun sevdası, daha güzel değil mi?

Selçuk İnan’ın aniden çıkardığı şutları, Alex’in salvoları, Quaresma’nın ayağının dışıyla yaptığı estetik vuruşlar, Arda’nın şöyle kafasını kaldırıp baktıktan sonra tekrar rakibinin üzerine gidip terse yatırması, Sercan Yıldırım’ın rakibin tekmelerine, çekmelerine rağmen topu sürüp gol atmaya çalışması değil mi futbolun güzelliği… Veya Sabri’nin dağa taşa gönderdiği şutları :) Yada ne bileyim; Messi’nin takip edemediğimiz bilek hareketleri, Cristiano Ronaldo’nun pes etmeyip direnmesi değil mi…  Alelade bir bacak arasından sonra duyulan heyecan değil mi mesela…

* * *

Önümüzdeki Cuma günü Türkiye’nin futbol bayramlarından biri yaşanacak. Galatasaray – Fenerbahçe maçı, Galatasaray’ın yeni stadında oynanacak. Fenerbahçe favori olarak görünse de, bu maç neticede bir Fenerbahçe – Galatasaray maçıdır. Bir Fenerbahçeli, yada bir Galatasaraylı için rekabetin, mücadelenin, sevginin, nefretin, sevincin, üzüntünün, heyecanın, korkunun ve her şeyden öte ezeli rekabetin ete – kemiğe büründüğü anlardır bu maçlar. Galatasaray kötü bir sezon geçiriyor, Fenerbahçe şampiyonluğu kovalıyor. Şimdi savaş davulları çalmaya başlamasın. Galatasaray ne durumda olursa olsun kazanmak isteyecektir elbette ve geçmiş performansları ölçü olmayacaktır. Galatasaray taraftarı kırgınlıkları, kızgınlıkları bu maç için bir kenara koyacak ve koşa koşa gidecektir Arena’ya…  Fenerbahçe ise şampiyon olmak istiyorsa, Galatasaray galibiyeti olmayan bir şampiyonluğu istemeyecektir. Bu hafta bizim için, futbol âşıkları için bir ziyafet hazırlanıyor… Ama lütfen birileri bu ziyafete acı eklemesin… Kimsenin ağzının tadı bozulmasın…

Bu maçı izleyen küçük çocuklar Fenerbahçe’ye yada Galatasaray’a sevdalansın… Bu maçı izleyen küçük çocuklar futbola sevdalansın… Maça kadar, maç günü ve sonrasında coşku, heyecan, sevgi öne çıksın; abuk sabuk söylenen laflar, sahada atılan tekmeler, nefret, kin, öfke olmasın… Hayat Fenerbahçe’yle, Galatasaray’la, futbolla bayram olsun…

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.