CHP ‘nin 18. Olağanüstü Kongresi sürdürülüyor. Dün yapılan Genel Başkan seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu 3. kez Genel Başkan seçildi. Ve 2015 Genel Seçimlerine Cumhuriyet Halk Partisi’ni Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetimi götürecek. Her ne kadar yönetim henüz belirlenmese de, bugün yapılacak Parti Meclisi seçimleriyle, parti yönetimi belirlenecek.

Kurultay’ın ilk gününde, her ne kadar iki Genel Başkan adayının konuşmaları sırasında gerilim yaşandı gibi görünse de, Cumhuriyet Halk Partisi birçok kurum ve diğer siyasi partilere çok güzel bir örnek oluşturdu. Kurultay süresince sergilenen birlik ve beraberlik görüntüsü gerçekten çok güzeldi.

Seçim sonrasında herhalde akıllarda kalan ve bir polemiğe dönüştürülmeye çalışılan konu “Rakı Sofraları” oldu. Bazı kişi ve gruplar bu konuyu CHP’yi belki yıpratmak için, bazı kişi ve gruplar ise kendilerini rahatsız hissettiği için tartışıyor. Ama bir taraftan bakıldığında Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı tespit bir anlamda doğruydu. 

Tüm CHPliler rakı sofrasında vatan kurtarmayı sever, ama icraat yoktur! Icraat lazım. Kılıçdaroğlu’nun da burada bir iki kişiyi değil, zihniyeti kastettiğini sanırım herkes biliyordur. Şapkaları önümüze koyalım artık! Bugünkü kurultay herşeye rağmen CHP’nin en azından içinde bulunduğu durumu anlaması yönünden önemli… Kılıçdaroğlu ve yönetimi nihayet Halka dayanan siyaset yapacağız diyor. Kurultay sonrası CHP’nin yeniden HALK PARTİSİ olma yolunda biraz daha somut ve gerçek işler yapacağını umuyorum. Diğer taraftan da tüm CHPlilere seslenmek istiyorum: Genel Başkan istediğimiz kişi olmasa da, görev sadece Genel Başkan ve yönetime değil, şu noktada herkese düşüyor. Artık memleketin dertlerini Rakı sofralarında, Twitter’da, Facebook’ta konuşmayı bırakıp, “bu Halk gerçekleri görmüyor” diye ağlanmaktan vazgeçip, kişi kişi, ev ev gezip, Halka samimiyet ve içtenlikle durum anlatılmalı; CHP’yi yeniden HALK PARTİSİ yapmalı. Birleşe birleşe…

Bugün çağdaş uygarlık seviyesinde gördüğümüz ve -zihniyet ve yaşam tarzı açısından- birçok konuda örnek aldığımız Avrupa ülkeleri rönesans ve reform hareketlerini yaşarken biz maalesef bu akımlardan yararlanamadık. O dönemde atalarımız “bir Cihan İmparatorluğu olmak” ile övünen bir teba idi. Bozulan devlet yapısı, kesilen gelir kaynakları, değişen dünya karşısında gerçekleri gördüğümüzde ise iş işten çoktan geçmişti. Ve haliyle artık etkin bir dünya üyesi Halk olmaktan, edilgen bir yapıya dönüşmüştük.

Herşey 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı Kurtuluş Mücadelesi ile değişti. O güne kadar makus bir talihin oyunu olarak görünen ve başımıza musallat edilen belalar, bu yüce milletin tırnaklarıyla kazıya kazıya yaptığı mücadele sonunda defedildi. 1919 Mayıs’ında başlatılan mücadele, 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Anlaşması ile sonlandırıldı. Ve Osmanlı’dan omuzlarına büyük bir enkaz devredilen bu millet, yıllar sonra medeni toplumun bir üyesi oldu. 4 yıldan uzun bir sürede yürütülen Kurtuluş mücadelesi, 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet ile perçinlendi ve Egemenlik kayıtsız şartsız milletin oldu.

Elbette bunları herkes biliyor… Bunlara neden yeniden değindim? Çünkü kurulan yeni Cumhuriyet sonrasında şu devrimler ardı ardına gerçekleştirildi:

Siyasi Alanda İnkılaplar
– Saltanatın kaldırılması (1922)
– Cumhuriyet’in ilanı (1923)
– Halifeliğin kaldırılması (1924)
– Çok partili rejim denemeleri

Hukuk Alanında İnkılaplar
– 1921 ve 1924 Anayasası
– Türk Medeni Kanunu (1926)
– Türk Ceza Kanunu
– Borçlar kanunu
– İcra ve İflas kanunu

Eğitim ve Kültür Alanında İnkılaplar
– Tevhit-i Tedrisat Kanunu (1924)
– Harf İnkılabı (1928)
-TTK’nın açılması 1931
-TDK’nın açolması 1932
– Üniversitelerin açılması

Toplumsal Alanda İnkılaplar 
– Tekke ve Zaviyelerin kapatılması (1925)
– Şapka Kanunu (1925)
– Miladi takvim ve ulusal saatin kabulü (1925)
– Ölçü ve tartılarda değişiklik (1931)
– Soyadı Kanunu (1934)
– 1930 Kadınların belediye seçimlerine katılması
– 1934 kadınların milletvekili seçilebilmesi

Ekonomi Alanında İnkılaplar
– İzmir İktisat Kongresi (1923)
– Aşar Vergisinin kaldırılması 1925
– Kabotaj Kanunu 1926
– Teşvik-i Sanayi Kanunu 1926
– 1933 Birinci Kalkınma Planı
– 1937 İkinci Kalkınma Planı

Bu inkılapların tamamı çok önemli devrimlerdi. Avrupa halklarının 300 yılda yaptığı dönüşüm, elde ettiği haklar, değişen zihin yapısı Türkiye Cumhuriyeti’nde 15 yıla sığdırıldı. Avrupa halkları bu hakları, edinimleri, değişimleri elde edebilmek için kanla, terle, tırnaklarıyla kazıya kazıya, büyük toplumsal olaylar, savaşlar ile elde etti. Peki Türkiye’de nasıl oldu? Kanunlar ve Ulu Önder’in topluma örnek girişimleriyle…

Bu tür hakları belki de dünyada hiçbir devlet, hiçbir otorite halklarına kendiliğinden vermedi. Ama bizzat Türk Milleti tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, iktidarını kayıtsız şartsız kendi egemenliğinden aldığı halkına bu hak ve hürriyetleri sundu. Elbette 300 senede edinilen oturmuş hak ve hürriyetlere olan bağlılık ve bunları sindirme durumu ile 15 senede devletin teşviği ile kazanılan hürriyet ve haklara bağlılık ve sindirme durumu bir olmuyor.

Denilebilir ki 90 yıl oldu Cumhuriyet kurulalı, ne demek bu şimdi? Şöyle ki; Cumhuriyet kurulana ve hatta oturana kadar kendini bir birey olarak değil de teba olarak görmüş bir halk yukarıda belirtilen devrimleri bir hak olarak görmemişti. Avrupa’nın 1600’lü yıllardan itibaren başlayan uyanışı, bu topraklarda maalesef Cumhuriyet’in ilanı sonrasında bizzat devletin teşvikiyle başlamıştır. O yüzdendir ki, nelere sahip olduğumuzu bilmiyoruz, belki de haklarımızın, hürriyetimizin peşinden yeterince koşamıyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanı geçmişte yaptığı balkon konuşmalarında, kazandığı seçimler sonrasında bu sonuçların “Balkanlardan, Orta Doğu’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya” bir çok ülkeyi ve toplumu etkilediğini, onlara müjde olduğunu söylüyordu. Bırakın bunları, soyut kavramları… Yukarıda belirttiğim devrimlerde, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinde, rahat rahat yaşadığımız bu günlerde; Çanakkale’de, İnönü’de, Dumlupınar’da, Sakarya’da, Büyük Taarruz’da gözünü kırpmadan ölüme koşan, Bağımsızlık ve Özgürlük benim karakterimdir diyen, çocuklarımıza güzel bir gelecek bırakalım varsın canımızı verelim, vatan sağolsun diyen atalarımızın hakkı, emeği, kanı, teri var. Bu devrimlerin, hakların, hürriyetlerin hepsi o kadar değerli ki ancak kaybedilirse anlaşılabilir. Allah bu halka bir daha böyle bir durumu yaşatmasın!

Herkese büyük görev düşüyor… Gerekirse tek tek konuşarak, ev ev gezerek!

Sahip olduğumuz bu hak, hürriyet ve yarınlara bırakacağımız emanetimizi korumak için tek tek tüm vatandaşlara görev düşüyor. Halkımızın her dönem olduğu gibi elbette farklı öncelikleri bulunuyor. Maalesef Ulu Önder’in dile getirdiği gibi gelişmiş ülkeler seviyesine tam anlamıyla gelemedik. Cumhuriyet’in ilk yılları ardından tüm dünyada girilen bunalımlı konjonktür, ülkenin içinden geçtiği zorlu süreçler, yaratılan sunni sorunlar ve daha birçok nedenden bir takım sorunlarımız oldu. Sorunlu ve buhranlı dönemlerde halkı, devleti, halkın kendilerine verdiği yetkiyi suistimal edenler oldu. İster Cumhuriyet Halk Partili olsun, ister Demokrat Partili, ister Adalet Partili, ister Milli Selamet Partili, ister MHP’li, ister Doğru Yol Partili, ister Anavatan Partili, isterse de AKP’li… Aslolan bu milletin bugüne kadar yetiştirdiği değerlere sahip çıkmak ve bu değerlerle çağdaş, medeni, insan haklarına değer veren, eğitimli, uluslararası topluma entegre olabilmiş bir toplum olabilmektir.

Bugün geldiğimiz noktada; ülkenin yanlış yerlere gittiğini düşünüyorsak, özgürlüklerimizin engellendiğini, hak ve hukukun hiçe sayıldığını, kurumların iflas ettirildiğini, kişisel keyfiyetlerin kuralların önüne geçtiğini, yolsuzlukların alıp gittiğini, Cumhuriyet’in edinimlerinin yok edildiğini, yarın çocuklarımıza bırakacağımız mirasımız olan geleceğimizin tüketildiğini ve burada yazamadığımız birçok sorundan rahatsızlık duyuyorsak; artık bunu Rakı sofralarında, Twitter’da, Facebook’ta konuşmayı bırakıp, “bu Halk gerçekleri görmüyor” diye ağlanmaktan vazgeçip, kişi kişi, ev ev gezip, Halka samimiyet ve içtenlikle durumu hepimizin anlatması gerekiyor. Halk Partili, MHP’li yada AKP’li olmak da değil mesele, mesele Cumhuriyet’in evladı olduğumuzu hatırlamak ve topyekün kalkınmak için elimizden geleni yapmaktır. Çevremizdeki insanların problemlerini anlamak, yaşam mücadelesini desteklemek, hassasiyetlerine değer vermek, onları hor görmemek, paylaşmak ve sosyal-hukuk toplumuna yakışır bireyler olmamız gerekiyor. Cumhuriyet sayesinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı, Bakan, Milletvekili, Bürokrat, İşadamı ve daha pek çok saygın pozisyona gelebilen imkanları yüksek olmayan ailelerin çocuklarını, gelecekte de görebilmek için, Cumhuriyet’in sunduğu bu fırsat eşitliğinin korunabilmesi için Halkın bu edinimlere sahip çıkması gerektiğini onlara çok iyi anlatmak gerekiyor. Tüm özgürlüklerimiz, haklarımız, Cumhuriyet’in getirdiği edinimler kolay kazanılmadı, bu durumu ve bu edinimlerin bize -farkında olmasak dahi- bize kazandırdıklarını toplumun tüm kesimlerine anlatmalıyız.  Ve bunları yaparken de halkın önceliklerini göz ardı etmeden, hayat mücadelesi içinde olanları unutmadan, onları hor görmeden, aşağılamadan, küçük görmeden…

Hepimize büyük iş düşüyor… Başarabiliriz… Birleşe, birleşe…

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.