Fenerbahçe – Galatasaray maçları, Türkiye’de futbolun ruhudur. Aslında sadece futbolun değil, karşılaşılan tüm spor mücadelelerindeki rekabetin saflığıdır. O mücadelelerde her şey en üst seviyede yaşanır. Mutluluk da, hüzün de…

Dün akşam birçok ilki yaşadık… Galatasaray’ın desibel rekoru, Galatasaray’ın Arena’da aldığı ilk mağlubiyet, Arena’da oynanan ilk derbide Fenerbahçe’nin galip gelmesi, maç çıkışında yaşanan sıkıntılar…

Futbol adına her şey vardı dün akşam… Her iki takım taraftarı da maç öncesinden itibaren takımına sürekli destek verdi. Takımının yanında durduğunu ona inandığını göstermeye çalıştı. Sahada futbolcular taraftarlarının desteğini boşuna çıkarmamak için elinden geleni yaptı. Bütün sezonu bir yana koydular, sadece o anı yaşayıp, bu maçı kazanmak için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştılar. Dün maçın hemen sonrasından başlamak üzere hala bu maçı yorumlayanlar anlatanlar var. Ben o yüzden şöyle oldu, bu böyle yaptı vs. demek istemiyorum. Ben oradaki saf duygulardan bahsetmek istiyorum.

Öncelikle söylemeliyim ki, bir Fenerbahçeli olarak benim için Galatasaray’lı taraftarların arasında maç izlemek biraz zor oldu. Eee malum bu maçlarda tüm duygular en üst düzeyde yaşanır. Mutluluk, hüzün, kızgınlık, isyan… Herşey vardı dün gece o sahada… Galatasaraylılar önce çok mutlu oldu, sevindi, coştu… Ama paranın iki yüzü olduğu gibi, ikinci yarıdan itibaren işler biraz değişmeye başladı. Fenerbahçe’nin ikinci yarıdaki atakları ve Galatasaray tribünlerinde sinir ve stres katsayısı da arttı da arttı. Bu süreçte Galatasaray’ın birkaç etkili atağı sonuç getirmedi. Son 15 dakikada gelen Fenerbahçe golleri bir anda TT Arena’daki büyük çoğunluğu sessizliğe ve üzüntünün içine sokarken, diğer tarafta Fenerbahçeli futbolcularla birlikte daha az sayıdaki Fenerbahçeliler’i büyük mutluluk ve coşkuyla doldurmuştu. İşte kelimelerin bittiği yerde, bu mücadele ve rekabetin ruhunu ortaya koyan şeyler yaşanıyordu. Her iki taraf için de mutluluk veya hüzün en uç noktalarda yaşanmaya başlamıştı.

Fenerbahçe’nin futbolda son dönemlerdeki Galatasaray üstünlüğü artık Galatasaray camiasında ciddi bir sendrom haline geldi. TT Arena’da alınacak bir galibiyet belki de bu ‘makus talihi’ tersine çevirebilecek, gelecek karşılaşmalarda Galatasaraylılar’ın daha umutlu olmasını sağlayabilecekti. Ama son dönemlerdeki sonuç değişmedi… Galatasaraylılar kendilerine ‘Fenerbahçe’yi en son ne zaman yendiklerini’ veya ‘Ne zaman Fenerbahçe’yi yenebileceklerini’ sorarlarken; isyan, öfke, şaşkınlık, kırgınlık, mantıksızlık ve belki daha da başka şeyler, hepsi bir arada yaşanıyordu.

ALEX YİNE BÖYLE İSTEDİ

Diğer taraftan Galatasaraylılar’ın ‘makus kader’ olarak baktığı sonucu getiren bir isim vardı sahada… Sahada şu şunu, bu bunu yaptı diye yazmayacağım demiştim. Ama O’na değinmeden olmayacak. Yine Alex de Souza… Dün akşam belki de sahada var olduğunu 10 – 15 dakika süresince anladık. Ama bu bile yetti. Yine yaptığı asist ve attığı gol ile Fenerbahçe’nin bu önemli maçı kazanmasını sağladı. ‘Alex böyle istedi’.

Alex böyle istedi ama ikinci yarıda Galatasaray ana hedefini skoru korumak olarak tutunca, Fenerbahçe de bir o kadar galibiyeti istediğini gösterdi. Sezonun ikinci yarısında Fenerbahçe oynadığı 5. Deplasman maçında, 4. Geri dönüşünü yaparak maçı kazandı. Bu maçlarda yaptığı geri dönüşler, hiç de kolay maçlar ve kolay rakiplere karşı olmadı. Bu üzerinde durulması gereken bir konudur. Diğer taraftan da, Galatasaray teknik heyeti ve futbolcularının da ‘kendilerine olan inancı’ kaybettiği görünüyor.

Fenerbahçeliler maçtan sonra ‘kümede kal Galatasaray’ diye rakibine takılırken, bazı Galatasaray’lılar da ‘küme düşersek kombineyi iade edebilir miyiz?’ diye kendi kendilerine tartışıyor ve durumun vahameti ile ilgili görüşlerini farklı şekilde anlatıyorlar.

Maç çıkışında stadı terketmeye çalışanlar için çile yeni başlıyordu. Bir kere metrodan itibaren stada gelinceye kadar konulmuş olan 3 aşamalı turnikelerin amacını anlamak mümkün değildi. Hele bu turnikelerin maç çıkışında aynı şekilde işlemesi daha da anlaşılmazdı. Çıkışta 50 bin kişi bir anda oraya hücum edince izdiham oluştu. Ve sonrasında taraftarların bir kısmı kendini TEM Otoyolu’na doğru, kimi metroya doğru, kimi de köprüler üzerinden yolun karşısına atmaya çalıştı. Tam bir rezaletti… Dünyanın her yerinde önce altyapı hazırlanıp, sonra tesisler yapılırken, bizde tesisin yapılıp altyapının sonradan yapılmaya çalışılması alışkanlığı yine bu rezalete neden oldu. Bu sorunun acilen düzeltilmesi lazım.

Sahada olanların dışında, futbol dışında sahaya atılan rakı şişesi de bu maçla ilgili gündeme geldi. Fenerbahçeliler galibiyetin verdiği coşku ile bunu da esprili bir şekilde ‘rakı değil, aslan sütü’ diye rakiplerine takılıyorlar. Ama ya o şişe Volkan Demirel’in kafasına gelseydi? Bu güzel rekabet ve heyecan ile böyle çirkinlikler bir araya getirilmemeli.

Fenerbahçe yada Galatasaray ne kadar iyi yada ne kadar kötü durumda olurlarsa olsunlar, ülkemiz ve yaşayanların şartları nasıl olursa olsun, toplumun öncelikleri ve konjonktürel durum hangi yapıda olursa olsun; Fenerbahçe – Galatasaray rekabeti ve bu iki camianın her alandaki karşılaşması her zaman birinci öncelik durumuna gelecektir. Bugün Fenerbahçe kazandı, bundan öncesinde de defalarca her iki takımın birbirlerine karşı üstünlükleri oldu. Bundan sonra da olmaya devam edecek. Ve bu mücadeleler olduğu sürece bu heyecan, bu duygu seli, sevinçler, üzüntüler hepsi yaşanmaya devam edecek. Çünkü rekabet ve mücadele ruhunu anlatan en iyi örnek Fenerbahçe ve Galatasaray’dır. Onlar et ile tırnak gibidir, ayrılamazlar. Bu mücadelede onları değerli kılan, bir diğeridir. Ve Türkiye’de bu rekabetin parçası olan öğelerden biri olmak, gerçek bir şans, gerçek bir hediyedir. Bunun kıymetini doya doya yaşamak, keyfine varmak gerekir.

ÖZEL:

Bu maçta sürekli desteğiyle takımının yanında olduğunu gösteren Fenerbahçe taraftarına da teşekkür ederim. Bir Fenerbahçeli olarak orada bulunan tüm Fenerbahçelilerle gurur duydum. Aralarında birçok arkadaşım ve dostum vardı. Hepsinin yüreğine sağlık diyorum.

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.