Artık fazla söze gerek kalmadı… Herşey ortada, hem de çok uzun zamandır. Kimsede ne sabır kaldı, ne buna tahammül etme gücü. Bugün geldiğimiz noktada Fenerbahçe maalesef “taraftarın yada camianın Fenerbahçesi”nden çıkıp, “Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçesi“ne dönmüştür!

3 Temmuz süreci elbette Fenerbahçe’ye büyük bir zarar verdi. Maddi ve manevi olarak camiada büyük hasarlar bıraktı. Bu süreci ilk gününden bugüne kadar sindirmek, yönetmek ve atlatabilmek kolay bir süreç değildi. Özellikle futbol takımı bazında, uluslararası başarıların yakalanabileceği bir sürecin eşiğindeyken, bir anda Fenerbahçe hazımsızlığı yaşayan ve Cumhuriyetin son kalesi olan Fenerbahçeyi ele geçirme gayesi olanların oyunları başladı! Süreçte şöyle oldu, böyle oldu vs. tartışmayacağım. Zaten uzun uzun hepimiz konuştuk. Asıl 3 Temmuz sürecinin sonuçlarını ve yansımalarını tahlil etmek gerek!

Bakın 3 Temmuz öncesine -o sezon yaşanan başarı dışında- ortalamada 3 senede bir kazanılan şampiyonluklar Fenerbahçe’ye başarı olarak sunulmaya devam ediyor ve Aziz Yıldırım camia üzerindeki hegemonyası sorgulanıyordu. Bir sezon öncesinde son maçta kaybedilen şampiyonluk Aziz Yıldırım’ın kredisini artık son noktaya getirmişti. Bir sezon önce, son maçta kaybedilen şampiyonluğun ardından Aziz Yıldırım çıkıp yönetimindeki birkaç kişi ile gelecek 3 sezon için şampiyonluk sözü vermişti.

3 Temmuz sabahı uyandığımızda hepimiz şoktaydık. Aziz Yıldırım da öyle… Sonra bir sürü şeyler oldu. Bu süreçte en çok zarar gören isim de, en çok güç kazanan da Aziz Yıldırım oldu. Sorgulanan, eleştirilen, “artık gitmeli” denilen başkan bir anda tüm camianın “Fenerbahçe Başkanı olduğu için” sahip çıktığı bir kişi oldu. Orada sahip çıkılan vatandaş Aziz Yıldırım değil, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’dı. Ama 3 Temmuz öncesinde de olduğu gibi, 3 Temmuz sonrasında da Aziz Yıldırım, kendisini Fenerbahçe olarak görmeye, Fenerbahçe’yi de taraftarın, halkın değil; kendisinin Fenerbahçe’si olduğunu düşünmeye devam etti.

Bu süreçte biraz kendini toparladığında saçma nedenler ve bahaneler öne sürülerek efsane olan isim Alex kovulurcasına takımdan uzaklaştırıldı, sonra Aykut Kocaman resmen kovalandı. Yerine getirilen -1989 kadrosunda olduğu gibi sahada gördüğümüz en iyi takımı yaratarak- şampiyon olan Ersun Yanal ile saçma sapan nedenlerle yollar ayrıldı. O en iyisini biliyordu; zaten teknik direktör de ne yapıyordu ki! Yerine “camiamızın çocuğu” dediği İsmail Kartal getirildi. “Başarılar İsmail hocanın, başarısızlıklar benim” dedi. O zaman da inanmıyorduk, şimdi de inanmıyoruz ve sadece gülüyoruz.

Başarısızsın Aziz Yıldırım! Elinin değmediği tüm branşlar, tüm teknik ekipler başarılı. Basketbol takımı Avrupa Şampiyonluğuna gidiyor. Milyonlar harcanan, kulübün amiral gemisi futbol takımının hali ortadadır. Takıma teroristçe saldırırlar, ses çıkarılmaz sineye çekilir. Fenerbahçe gittiği her şehirde düşmanca tavır görür, ses çıkarılmaz, hala zıtlaşılır… Fenerbahçe’nin sözde kaptanları, örnek olması gereken oyuncularına kol kanat gerilir, onlara herşeyi yapmak mübahdır, Fenerbahçe’ye yakışmayan hareketler yaparlar; hatta aralarından biri çıkar Fenerbahçe formasını çıkarır, kaçar ama ses çıkarılmaz; üstüne üstlük sahip çıkılır. “Halkın takımı Fenerbahçe” abuk sabuk hareketler yüzünden, kendisini camiadan daha büyük sanan Başkan ve yönetimi ile git gide daha beter hallere girmekte… Ama kimin umrunda… Fenerbahçe bugün Aziz Yıldırım’ın oyuncağı olmuştur.

Artık Fenerbahçe yönetimi ve ellerini çekmedikleri oyun alanı olarak gördükleri Futbol Takımı için de yolun sonuna gelinmiştir. Bu yönetim ve yaşlanmış futbol takımının yenilenmeye, Fenerbahçe’ye yakışan bir hal içerisine girmeye acilen ihtiyacı vardır. Düşen seyirci sayısı, ürün satışları, futbol takımına ve yönetime olan ilginin azalması vs. birçok konuya baksınlar… Nedenini görebileceklerdir… Kendilerini ve bizi kandırmayı bıraksınlar, yakışanı yapsınlar!

Sözün bittiği yerdeyiz!

AZİZ YILDIRIM İSTİFA!

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.