Ey Türk Gençliği!

Mustafa Kemal Atatürk bizlere Türkiye Cumhuriyeti ve istiklalimizi  emanet ederken hep kulaklarımızda çınlaması, aklımızdan çıkmaması için yaptığı büyük nasihatı bugün her zamankinden daha çok anlamamız, irdelememiz ve kendimize kılavuz edinmemiz gerekiyor!

Varlık nedenimizin ve geleceğimizin; fikri hür, vicdanı hür nesillerin yetişebilmesi, çağdaş ve medeni toplumlar seviyesine ulaşıp o seviyeyi geçebilmemizin tek teminatı olan Türk Cumhuriyeti’ni korumak ve savunmak için hepimize her zamankinden daha çok görev düşüyor!

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1927’de bize “en kıymetli hazinemiz” olarak bahsettiği ve emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti’ne farkında olduğumuz yada olmadığımız birçok kötülük eden, etmek isteyen kişiler bulunuyor. Bunun bizler belki farkındayız, belki farkında değiliz!

Ne diyordu Mustafa Kemal Atatürk bizlere hitabında:

İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Evet bir savaş içinde değiliz, yada değildik! Görüntü itibariyle öyle… Gerçekten de böyle mi?

Savaşa girip toprak kaybetmedik… Ama Türk Telekom Lübnan’a verildi… Havaalanları, sigorta şirketleri, bankaların bir kısmı, çimento fabrikaları Fransa’ya verildi… Bankaların bir kısmı Yunanistan’a verildi… Petrol şirketleri, kargo şirketleri, sigorta şirketleri Avusturya’ya verildi… Bankaların bir kısmı Belçika’ya verildi… Altın madenleri Kanada’ya verildi… Gerçekten ihtiyaç var mıydı bilinmiyor ama Nükleer Santral her türlü imtiyazla Rusya’ya verildi…

Devlet elbette işletmeci değil, olmamalı da… Ama Cumhuriyet’in dişiyle, tırnağıyla yarattığı, stratejik öneme sahip Tüpraş, Petkim, TEDAŞ, Tekel, Eti Maden, İGSAŞ, Şeker Fabrikaları, Erdemir, Seka, Sümerbank, Limanlarımızın tamamı, Et Balık Kurumu, birçok maden, barajlar, pek çok SİT alanı, Spor Toto Teşkilatı, Milli Piyango… Daha sayılabilecek, aklımıza gelen – gelmeyen bir sürü KİT, iktidarlara yandaş olan yerli ve yabancılara satıldı!

Bunun ötesinde, iktidara sahip olanlar ne yapıyor? Ne yaptığını hepimiz görüyoruz. İktidar gücüyle nereden geldiği belli olmayan (!) sonrasında sıfırlanmaya çalışılan milyonlar; bakan çocuklarının evlerinde kasalarda bulunan paralar; devlet bankası müdürünün evinde ayakkabı kutusu içindeki paralar; bakanlara ballı ihaleler karşılığında hediye edilen pahalı saatler; yandaşlara verilen büyük ihaleler, karşılığında iş adamlarından alınan milyonluk haraçlar; yandaşlara ve çocuklara verilen kupon araziler; görüntüde vakıflar üzerinden peşkeş çekilen kamu kaynakları; bir zamanlar bir tek yüzük sahibi olduğunu söyleyen ama şimdi milyarları olan iktidar sahipleri… Ve tüm bunlar olurken; 7 milyona yaklaşan işsizi, açlık sınırın altında yaşamaya çalışan 46 milyon vatandaşı, yaşam zorluğu içindeki 11 milyon emeklisi “fakru zaruret” (fakirlik ve çaresizlik) içerisinde “harap ve bitap” durumda bulunuyor!

İki hafta önce ülkemizde genel seçim yapıldı. 13 yıldır günden güne artan baskı, adaletsizlik, tek adama ve görüşüne biat eden yapılanma, devletin tüm kurumlarında aşırı şekilde israf, gözler önüne serilmiş ama müdahale edilmeyen/ettirilmeyen yolsuzluklar, güçlünün ve iktidarın kollandığı hukuk yapısı, eşitliğini ve güvenilirliğini yitirmiş devlet kurumları, yandaşlara peşkeş çekilen kamu kaynakları, dinin siyasete alet edilmesi, ötekileştirme ve kutuplaştırma siyaseti, muhalifleri ve eleştiride bulunanları korkutma ve sindirme operasyonlarına artık bir son vermek için bir fırsat doğdu. Yolundan çıkmış devlet yapılanmasının yeniden rayına konulması ve ülkede yeniden hoşgörü ve uzlaşma kültürünü hakim kılabilecek bir yürütme yapısının oluşturulması için fırsat oluştu! Fakat bunu gerçekleştirebilecek, kendisine milliyetçi diyen, ama konuşmaktan başka hiçbir şey yapmayan, taşın altına elini koymayan, “ne oldurur, ne öldürür” bir zihniyetteki siyasi oluşumlar küçük hesaplar ve planlar peşinde, ülkenin önemli bir eşiği geçmesine engel oluyor!

Toplum cinnet hali içinde… Kimsenin kimseye tahammülü yok. Kadına ve çocuğa şiddet yüksek seviyelere çıktı. Toplum hayatında bilim bir kenara atılmış durumda; hurafe ve bilim dışı yaklaşımlar revaçta… Toplumun önde gelenleri sürekli dini vurgular yapmakta, muhafazakar bir toplum oluşturulmaya çalışılmakta, sorgulayan, düşünen beyinler yerine ezberci, sorgulamayan ve popüler kültürün kuklası olmuş nesiller yaratılmaya çalışılmaktadır!

Bugün, hepimizin Atatürk’ün Gençliğe Hitabı’nı bir kez daha okuyalım! Ezbere değil… Anlayarak, sindirerek…  İçinde bulunduğumuz şart ve koşulların maalesef Atatürk’ün 90 yıl önce bize “aman dikkat edin” dediği gibi bir durumda olduğunu göreceğiz!

Hepimizin aklımızı başımıza alması; öncelikle eğitim sistemimizi düzene koymamız gerekiyor.. Çocuklarımızı bilimle, kültürle, çağdaş sanatlar ve özgür düşünce sistemiyle yetiştirmemiz gerekiyor! Türk istikbali ve Cumhuriyetini geleceğe parlak şekilde ancak fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller taşıyabilir!

Bir kez daha okuyalım; ama anlayarak, özümseyerek… Ve hep hatırlayalım!

* * * * *

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.