Spor oyunları oynanmaya başladığından beri ilgi çeken, üzerinde konuşulan, tahminler yapılan bir meşgale olmuştur insanoğlu için. Günümüzde ülkemizde ve dünyada pek çok spor branşında yarışmalar, şampiyonalar yapılmaya devam ediyor. Kim ne derse desin, tüm dünyada en popüler olan spor ise futbol… Kimi için bu bir can sıkıntısı iken (genelde bayanlar için), kimisi için de vazgeçilmez durumda… Hatta hayat felsefesi haline getirenler bile var.

Tabi ki her şeyin en iyisini yapan ve bilen (!) kişiler olarak bizler, Türkler için de vazgeçilmez bir oyun futbol; adeta bir bağımlılık… Her hafta sonu yapılan onlarca televizyon programı, özel futbol yayınları, bahisler, tahminler, öngörüler vs. vs. Aslında dünyada da buna paralel gidiyor işler. Ama bizde dünya ile paralel giden düzende, bir de ‘teğet giden’ bir bölüm var ki, iş burada başlıyor.

Bundan yıllar öncesinde, uluslar arası karşılaşmalarda alınan ‘beraberlikler’, ‘şerefli ikincilikler’ başarı sayılırken, 90’lar sonrasında gerek takımlar, gerekse milli takım düzeyinde elde edilen başarılar; uluslararası futbol markalarının Türk futbolu içerisinde yer alması ve artan gelirler ile Türkiye, Futbol Endüstrisi içerisinde de yerini almayı bildi. Dünyaya paralel bu düzene, ‘teğet şekilde’ ortaya çıkan endüstri ise, bizim her işimizde olduğu gibi ‘Türk işi’ modellemeyle gidiyor. Popüler olup farklı bağlantılar ve iş ilişkileri kurmak isteyen ‘seçilmiş kulüp yöneticileri’, her dönem bir kulübün temsilcisi olduğu veya birilerini alaşağı etmeye çalıştığı söylenen hakem kurulları (!), televizyon programlarında futbol dışında her şeyi konuşup farklı bir şov tarzı yaratan analiz ve tartışma programları, sadece önündeki maçlara bakabilen (!) altyapısı olmayan futbolcular, yenilgileri ona buna bağlayan teknik adamlar, taraftarlığı meslek haline getirmiş gruplar ve daha nicesi hepsi bizde… Bunlar ‘Türk İşi Futbol Endüstrisi’nin birer öğesi. Bunlar olmazsa olmazları Türk futbolunun…

Futbol özelinde gidiyor bu durum, ama sebebi ‘para ve popülerlik’in burada olmasından… Atletizm’de, boksta veyahut kürekte böyle bir durum olsa, orası için de aynısı olurdu.

Bu camiada yer almak, yorum yapmak, ‘kendi dışında hep birilerini suçlamak’ ve sütten çıkma ak kaşık olmak çok kolay. Herkes ‘herşey benim olsun’ istiyor. Başkasının başarılı olmasına tahammül ve saygı yok. Başkası başarılı olduğunda da muhakkak arkasında bir şey aranıyor. Olsun yada olmasın. ‘Çamur at, izi kalsın’ yöntemi de ayrı bir olmazsa olmazıdır Türk futbolunun… Ama kimse iğneyi önce kendisine, çuvaldızı sonra başkasına batırmaz. Hep bir ‘başka suçlu’ vardır. Kulislerde hep konuşulan, ‘birinci ağızlardan’ alınan hep bir haber olmaktadır.

Tesis yapılır, ekipler kurulur, altyapı hazırlanır ama hemen sonuç beklenir. Topraktan mahsul almak için nasıl gereken zaman süresince beklemek, işleri kuralına göre eksiksiz yapmak gerekiyorsa, burada da böyle olması gerektiği unutulur hep… Sonra her şey alaşağı edilir. Tesis de, ekipler de, altyapı da boşa gider. Harcanan paralar ve diğer kaynakları da siz düşünün artık.

Mesela; Fenerbahçe Teknik Direktörü, devre arasında katıldığı bir televizyon programında, ‘Trabzonspor üzerinden verdiğişüpheli penaltı kararların kolay verilmemesi gerektiği ile ilgili yaptığı açıklama için, Trabzonspor’un Teknik Direktörü garip açıklamalar yapmıştı. Fenerbahçe Teknik Direktörü, Trabzonspor üzerinden bu örneği verdi ama belki de Trabzonspor Teknik Direktörü ve camiasının gözünden kaçan şey ise orada söylenen ‘bu tür kararların ne Trabzonspor, ne Fenerbahçe ne de diğer takımlar için verilmesinin uygun olmadığı’ idi. Çünkü orada Fenerbahçe Teknik Direktörü’nün sözlerinin devamında ‘verilen kararlarda hakemlerin genel bir standardının olmadığı ve benzer pozisyonlarda farklı farklı kararlar verilebildiğini’söylüyordu. Yine aynı programda ‘Trabzonspor’un bu yılki performansının ise sürpriz olmadığını, Trabzonspor bu şekilde daha önce mücadele etmiş bir takım olduğunu’ belirtmişti. Bu programın ardından, bir gün sonra Trabzonspor Teknik Direktöründen zehir zemberek açıklamalar geldi. Aslında kimsenin beklemedi bir açıklamaydı. Şahsi fikrimi sorarsanız, benim de beklemediğim ve Trabzonspor Teknik Direktörüne yakışmayan bir açıklamaydı. Trabzonspor’un Teknik Direktörü sadece ‘penaltı örneği’ne takılmıştı. O dönemde,  (Aralık sonu itibariyle) Türkiye Spor Toto Süper Ligi ilk yarısı tamamlandığında, Trabzonspor Fenerbahçe’nin 9 puan önünde lider durumundaydı.

Peki şimdi bunu niye anlattım: Yazının başlığına dönelim. ‘Karga bülbülü taklit edeyim derken, ötmeyi unutmuş…’ Bu düzen öyle bir düzen ki, sahada oynadığı oyunla, yaptığı olumlu ve güzel işlerle rakiplerine cevap vermesi gereken kişiler; söylenmek istenenlerin geneline bakmadan bir anda parlayıp gereksiz ve manasız açıklamalar yapabiliyor. Lig yeniden başlayıp, aradan geçen haftaların ardından, Trabzonspor Fenerbahçe Teknik Direktörünün yaptığı bu açıklama yüzünden (!)  şimdi 2 ay önce 9 puan önde olduğu Fenerbahçe’nin gerisinde kaldı… Bu konuyu hala gündeme getirip, yaptıkları hatalardan ders alıp, çözüm üretecekleri yerde şimdi bu bahanelerin arkasına sığınıyorlar. Üstelik yıllardır bekledikleri başarıyı da yakama imkânının en yüksek olduğu bir dönemde… Bugün Trabzonspor’un Başkanı çıkıp diyor ki; “Fenerbahçe’nin Teknik Direktörü zamanında böyle bir açıklama yaptı, o yüzden biz bu hale geldik. Bizim önde olmamızı istemiyorlar!” Çünkü sayın başkan da bunu bir savunma refleksi olarak yapıyor. Sezon başından beri, hatta yıllardır diğer rakipleri bunu o kadar çok yapıyorlar ki, O da refleks olarak bu tepkiyi veriyor. “Bizim başarılı olmamızı istemiyorlar!”

Türk Futbolu bu bahanelerden, sürekli tekrarlanan klişelerden, ‘bencil’ yöneticilerden ve bizler bunların arkasında kaldığı için bir türlü kalitesi yukarılara çıkamayan ‘oyunu’ izlemekten ne zaman kurtulacağız. Ne olurdu; keşke ‘bizim kargalar birbirlerini taklit etmek yerine, Avrupa’daki bülbülleri taklit etselerdi’. Fena mı olurdu?

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.